Server TANİLLİ – 26 Nisan 1993 Özgür Gündem
Acılarla da dolu olsa, anlamlı bir yıl 1993 yılı.
Alın bir kanıt daha: Cegerxwin, çağdaş Kürt edebiyatının bu dev kişiliği, doksan yaşına basmış bulunuyor bu yıl. 1903’te doğduğuna göre, yaşasaydı, ağarmış saçlarıyla, doruğu yıllanmış karla kaplı bir ulu dağ gibi seyredecektik kendisini. Ama yine karşımızda bugün. Nesiyle mi? Eseriyle. Başta da, yeni bir dünyayı şakıyan insancıl, barışçı ve devrimci şiiriyle. Nasıl olur da anmayız onu?
Çağdaş Kürt aydınının belirgin niteliklerinden biri de şudur: Çoğu kez, yoksul ve ezilen bir halkın içinden çıkar o; dişi ve tırnağıyla yaşamı kazanır ve onun yanı sıra, bir özgürlük ve bağımsızlık kavgasının içinde yerini alır; o çetin mücadelede, bir haykırış halinde söyler söyleyeceğini; bu arada, acıdan nasibini kabullenir, ya hapishanede ya da sürgünde, pek nadir olarak da yatağında ölür.
Cegerxwin, en yakın örneğidir bunun.
1903’te, Mardin’in bir köyünde, yoksul bir ailede dünyaya gelen Cegerxwin, ufacıkken öksüz kalır. Ağa-bey kapılarında çobanlıkla geçer çocukluğu ve yine çocukken, Birinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı göç kervanlarına o da katılır, Suriye’de Kamışlı’ya yakın bir köyde yerleşir. Okumaya büyük tutkusu da olsa, ancak dinsel eğitimde bir fırsat yakalar, cami hocası olur. Sonraları sürdürmeyecektir…
O mesleği gerçi, ama öyle başlar:
Gazip dolaştığı yerlerde, halkın ve sefaletini görüp tanır. 1920’li yıllar, Kürt ulusal hareketinin ağır darbeler yediği yıllardır. Yurtseverliği öğrenir onlardan, bu ise, Kürdistan’ın bağımsızlığı kavgasına götürür onu. Yazdıkları ve çizdikleriyle –sapağına kadar– ulusaldır; yılların akışı içinde, bir büyük boyut daha eklenir buna: İşçi sınıfı ideolojisiyle, Marksizm’le karşılaşır ve kabullenir onu. Böylece, ulusal düşünürken, evrensele de el atar; bir ayağı ulusaldadır artık, bir ayağı evrenselde: Ezilen ve sömürülen Kürt halkı değildir yalnız, onun yanı sıra, kurtarılacak başka halklar da vardır; sadece Kürdistan ve Kürt halkı için değil, bütün dünya halkları için yazar. Sonuçta, şairimizin dile getirdiği dünya görüşü şu olur: Özgür ve demokratik Kürdistan’ın yanı sıra, bütün insanların ve halkların özgürlük, eşitlik ve barış içinde yaşayacakları bir dünyanın kuruluşuna katılmak!
İşte, 1984’te, gurbette ve Stockholm’de noktalanan bir büyük yaşamın dokusu!
Tepeden tırnağa akılcı, devrimci, demokrat ve laik bir kafa; tarihçi, gramerci, öykücü ve şair, ama hepsinden önce şair. Şiirinde ilk göze çarpan da, büyük bir lirizm, okuyucusunun mutlaka kulak vereceği yüce bir çağrı gücü ve sürükleyiş… Çağdaş Kürt şiirinin, birkaç dev adından biri O’dur hiç kuşkusuz.
Yığınla örnek arasından birini verebileceğim sadece: Şairimiz, kadın-erkek eşitliğine inanıyordu ve ezilen kadının durumunu, çok az şair onunki kadar güçlü anlatmıştır. Attila Tokatlı ile M. Emin Bozarslan’ın Türkçeye çevirdikleri, ünlü “Hey Bacım” şiiri, olanca açıklığıyla gösterir bunu. Öyle sanıyorum, Hümeyni’nin ilk karşılaştığı bu şiir olsaydı, gericilik, ölüm fermanını onun yazarı için verirdi önce.
Buyurun dinleyin, merak ediyorum düşüncenizi:
“Köle idin köle kaldın” desem sana hey bacım,
Zincirlerin yok diye inanmaya görürsün
Ola ki gene de bir umut bulursun arkasından
Silkinip atıverirsin ve kırılıverirsin kurumuş bir dal gibi!
Hiç düşündün mü hiç
Seni dövmek izni bize kimden geliyor
Her lokmanın sana zehir olması nedendir hey bacım,
Neden her yol sana yokuş?
Sen bizleri bir umut gibi içinde taşıyan
Dokuz ay yaralı kuş
Öyle düzgün düzgün bakma yüzüme:
Sana değil aslında bu sorular.
Bu sorular Zerdüşt, İsa, Musa ve Muhammed’edir.
Gölgelendim hepsi yitik hey bacım:
Dünya dar gelmiş de sığamamışlar,
Dendiğine bakılırsa cümlesi gökyüzündedir…
Ve Cegerxwin kardeşim, herkesi eşit gören,
Vicdanı temiz, sözü doğru, alnı ak
Ve de biraz aceleci olduğundan mı nedir
Yanılıp sana sormuşsa şaşkınlığına ver,
Kusura kalma kusura kalma kusura kalma bacım…

