Musa Anter, 1943 yılında Dicle Talebe Yurdu’nda Kürtçe ıslık çaldığı için tekme tokat gözaltına alınır. Anter, yediği dayağın sebebini sorar. “Ulan hain oğlu hain. Kusurunu bilmiyor musun?” diye yanıtlar komiser. “Hayır bilmiyorum” deyince Musa Anter, komiser yeni bir soru sorar: “radyonuz yok mudur?” “Var” der Anter. “Peki pikabınız?” diye devam eden komisere yine “var” cevabını verince Anter, komiser hafızalarımızdan silinmeyecek o cevabı verir:
“Peki it oğlu it, bu kadar güzel Türkçe plak varken ne bok yemeye yurtta Kürtçe ıslık çalıyorsunuz?”
Kürtçe, yasal mevzuat olmamasına rağmen uzun yıllardır yasak cenderesinde kaldı. Konuşulması yasaktı.
Musa Anter’in başına gelenlerin ardından benzer pek çok hikaye, hemen her yerde Kürtçe konuşmak isteyenlerin başına geldi. Kasetler toplatıldı, konserler yasaklandı. Okulda, yurtta, sokakta Kürtçe konuşanın başına gelmeyen kalmadı. İşkence, gözaltı, tutuklama.
12 Eylül 1980 askeri darbe sonrasında bir işkence merkezine dönüşen Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ndeki “Türkçe konuş çok konuş” yazıları, asimilasyonun boyutunu görmek açısından oldukça önemli.
Bu nedenle Kürt meselesinde çözüm tartışmalarında da Kürtçe hep temel gündem maddesi oldu. Kürt sorununun temeli olan Kürtçe, çözüm tartışmalarında dahi yasaklandı.
Çözümün anahtarı Kürtçe
Meclis’te oluşturulan komisyon da çalışmalarını sürdürüyor. Komisyon, Kürt sorunu konusunda pek çok sivil toplum örgütü, uzman ve meslek örgütünü dinledi. Komisyon çalışmaları boyunca en çok dikkat çeken oturumlardan biri de evlatları dağda olan Barış Anneleri aktivistlerinin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesi oldu.
25 Ağustos’ta Barış Annesi Nezahat Teke’nin Kürtçe konuşmasına izin verilmedi.
Meclis tutanaklarına “Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi” ifadesine yer verildi.
Tepkilerin ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır ziyaretinde Kürtçe konuştu. TBMM’nin sosyal medya hesabından Kürtçe sözler paylaşıldı.
Kürtçe’nin kamusal alandaki mücadelesi her dönem devam etti. Mahkeme salonları, Meclis kürsüleri, televizyon ekranları, sokak tabelalarında Kürtçe’nin mücadelesi hep devam etti.
Vedat Aydın İHD kongresinde
Kürtçe yasağına karşı en önemli eylemlerden biri, Vedat Aydın’ın mahkeme salonundaki Kürtçe konuşma ısrarı oldu.
Tarih 28 Ekim 1990.
İnsan Hakları Derneği (İHD) 3’üncü olağan genel kurulunu, Ankara’da Devlet Su İşleri Salonu’nda düzenledi. İHD Başkanı Nevzat Helvacı, Genel Kurulun divan başkanı ise Av. Halit Çelenek’ti.
Derneğin çalışma raporunu okumak için Diyarbakır delegelerinden Vedat Aydın kürsüye çıktı. Aydın, konuşmasına Kürtçe başladı. Konuşmayı Avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu ve HEP Diyarbakır İl Başkanı Mustafa Özer Kürtçe’ye çevirdi. Divan üyeleri ve salondaki delegeler salonu terk eder.
Konuşma başlarken divan kongreye 15 dakika ara verdi. Salona ise polisler gelmeye başladı. Polisler Aydın’ı gözaltına almak istedi. Salondaki tepkiler üzerine Aydın’ı gözaltına alamayan polis, Vedat Aydın salon dışına çıktığında, konuşmayı çevirenler Okçuoğlu ve Özer’le beraber gözaltına aldı.
Aydın ve beraberindekiler 9 gün gözaltında tutuldu. Aydın ve Okçuoğlu, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından “milli duyguları zayıflatmayı amaçlayan propaganda” yaptıkları gerekçesiyle tutuklandı. Özer ise serbest bırakıldı.
Vedat Aydın mahkeme salonunda
Tarih 19 Aralık 1990.
Vedat Aydın hakim karşısına çıktı. Başta Diyarbakır olmak üzere çok sayıda kişi duruşmayı izlemek için mahkemeye geldi. Geniş güvenlik önlemleri alındı. Aydın, kimlik tespiti sırasında Kürtçe konuşacağını söyledi. Mahkeme, Aydın’ın Türkçe bildiğini belirterek Türkçe konuşmasını istedi. Aydın, Kürtçe konuşmaktan vazgeçmedi. Mahkeme Başkanı Muhittin Mıhçak “Sanığın Türkçe herhangi bir cevap vermediği, anlaşılamayan bir dilde beyanda bulunduğunu” tutanağa yazdıktan sonra avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu’nun sorgusuna başladı. Okçuoğlu da Kürtçe konuşacağını açıkladı. Okçuoğlu, Kürtçe konuşmasına izin verilmezse susma hakkını kullanacağını söyledi.
Kürtçe, daha sonra defalarca duyacağımız o tanımlamayla karşılaştı. Mahkeme tutanaklarında Kürtçe için “anlaşılamayan bir dil” denildi.
Vedat Aydın’ın avukatları, Kürtçe kimlik tespiti ve sorguya izin verilmediği için salonu terk etti. Kürtçe konuşulmasına izin verilmediği için savunmaları almayan mahkeme, Aydın ve Okçuoğlu’nun tahliyesine ve beraatine karar verdi.
Tarih 5 Temmuz 1991.
Kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından “ifadesinin alınacağı” gerekçesiyle Aydın evinden gözaltına alındı. Ailesinin ve avukatlarının girişimlerine karşın gözaltına alındığı kabul edilmedi. 7 Temmuz 1991 tarihinde Elâzığ’ın Maden ilçesi yakınlarında bir köprü altında cesedi bulundu. Aydın’ın vahşice işkence yapılarak öldürüldüğü belirlendi. 10 Temmuz 1991 tarihinde Diyarbakır’da yapılan cenaze törenine katılan on binlerce insanın üzerine ateş açıldı. Olaylarda yüzlerce araçlık konvoy ve on binlerce kişi tarafından karşılanan cenazeye katılanlara ateş açılması sonucunda resmî açıklamaya göre üç kişi (dönemin Diyarbakır Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Hanefi Avcı’nın açıklamalarına göre 23 kişi) hayatını kaybetti, aralarında milletvekilleri ve gazetecilerin de bulunduğu yüzlerce kişi yaralandı.
Vedat Aydın cinayeti Kürt sorununda yıllarca devam edecek olan faili meçhul cinayetlerin ilki olarak kabul edilir.

