1. Anasayfa
  2. Haberler
  3. 28 Şubat’tan 27 Şubat’a: Bir Sürecin Kırılma Noktaları

28 Şubat’tan 27 Şubat’a: Bir Sürecin Kırılma Noktaları

admin admin -

- 33 dk okuma süresi
30 0

Türkiye yakın tarihinin en büyük meselesi Kürt sorunu. Pek çok kere çözülmesi için yollar denendi. Şimdi bir kere daha çözüm tartışmaları Türkiye’nin temel gündemi oldu.

28 Şubat 2015’te İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan ortak açıklama, Türkiye’de 2013’ten bu yana sürdürülen çözüm sürecinin en görünür aşaması olarak kayda geçti. Abdullah Öcalan’ın 10 maddelik çağrısının kamuoyuna duyurulması, silahlı çatışmaların sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin güçlendirilmesi yönünde bir çerçeve sundu.

Ancak 2015 yazında yaşanan saldırılar, yeniden başlayan güvenlik operasyonları ve siyasi gerilimler sürecin sona ermesine yol açtı. 2016’daki darbe girişimi ve ardından ilan edilen olağanüstü hal ise Türkiye’nin siyasal yapısında kapsamlı değişimlerin önünü açtı. Sonraki yıllarda yerel seçim sonuçları, yargı süreçleri ve bölgesel gelişmeler Kürt meselesinin farklı boyutlarda gündemde kalmasına neden oldu.

Bu metinde 28 Şubat 2015’te açıklanan Dolmabahçe Mutabakatından 27 Şubat 2025’te Öcalan’ın örgütüne silahları bırakma çağrısı yapmasına kadar geçen sürecin kronolojik akışını bulacaksınız.

Kronoloji

28 Şubat 2015 – Dolmabahçe Mutabakatı

Devlet temsilcileri ile HDP heyeti Dolmabahçe Sarayı’nda ortak açıklama yaptı. Abdullah Öcalan’ın 10 maddelik metni kamuoyuna duyuruldu. Mutabakat, silahlı çatışmaların sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin güçlendirilmesi yönünde resmi ve yazılı bir irade beyanı olarak kayda geçti.

28 Şubat 2015’te İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda, Kürt sorununun çözümüne yönelik yürütülen “çözüm süreci” kapsamında önemli bir mutabakat kamuoyuna açıklandı. HDP heyeti ile hükümet adına dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın katıldığı açıklamada, Abdullah Öcalan’ın kaleme aldığı ve sürecin yol haritası olarak sunulan 10 maddelik metin okundu. Mutabakat, silahlı çatışmaların sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin güçlendirilmesi yönünde karşılıklı irade beyanı olarak değerlendirildi. Açıklama, Türkiye tarihinde devlet ile Kürt siyasi hareketi arasında bu düzeyde yapılan en açık ve kurumsal temaslardan biri olarak kayda geçti. Türkiye tarihinde ilk kez Kürt meselesine dair resmi ve yazılı bir mutabakat açıklandı.

Sırrı Süreyya Önder tarafından okunan metin şöyleydi:

1-  Demokratik siyasetin güçlendirilmesi, çoğulculuk ve özgürlüklerin genişletilmesi.
2- Yerel demokrasi ve merkezi yönetim ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi.
3- Eşit yurttaşlık ilkesinin anayasal güvence altına alınması.
4-  Devletin demokratikleşmesi ve toplumsal katılımın artırılması.

5- Bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi.

6- Yeni ve sivil bir anayasa yapılması yönünde çerçeve oluşturulması.

7- Kadınların siyasal ve toplumsal yaşama eşit katılımının güvence altına alınması.

8- Doğa ve çevre haklarının anayasal güvenceye kavuşturulması.

9-  Farklı kimliklerin ve inançların anayasal güvence altına alınması.

10-  PKK’nin kongresini toplayarak silahlı mücadeleyi sonlandırması ve demokratik siyasete geçiş sürecinin başlatılması.

22 Mart 2015  : Erdoğan mutabakatı tanımadı

Dolmabahçe Mutabakatını Tanımıyorum: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Mart 2015 tarihinde gazetecilere yaptığı konuşmada “Dolmabahçe Mutabakatı doğru değil / kabul etmiyorum” dedi. Erdoğan, Ukrayna dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken, çözüm sürecindeki görüşmelerin bir kısmına ve özellikle Dolmabahçe’de okunan metne itiraz ettiğini ifade ederek, Dolmabahçe Mutabakatı’nın içeriğini ve sürecini doğru bulmadığını söyledi.

11 Nisan 2015 –  Tendürek Dağı çatışması

Ağrı’nın Diyadin ilçesi Tendürek Dağı’nda fidan dikme etkinliği öncesi PKK ile TSK arasında çıkan çatışmada 1 sivil 1 PKK’li yaşamını yitirirken 7 asker ise yaralandı. Bu olay çözüm sürecinin bozulmasındaki ilk olaylardan biri oldu. 

5 Haziran 2015 – HDP Diyarbakır Mitinginde Patlama

HDP’nin Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda düzenlediği seçim mitingi sırasında meydana gelen iki ayrı patlamada 5 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Saldırı, 7 Haziran genel seçimlerine iki gün kala gerçekleşti ve ülkede büyük bir infial yarattı. Patlamaların HDP mitingini hedef alması, olayın siyasi boyutunu ön plana çıkardı. Soruşturma kapsamında saldırının IŞİD bağlantılı olduğu açıklandı ve olay, seçim sürecinin en ağır saldırılarından biri olarak kayda geçti.

7 Haziran 2015 – Genel Seçim

7 Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerde AKP ilk kez tek başına iktidar çoğunluğunu kaybetti. AKP yaklaşık %40,8 oy alarak 258 milletvekili çıkarırken, CHP %25 oyla 132, MHP %16,3 oyla 80 milletvekili kazandı. HDP ise %13’ün üzerinde oy alarak barajı aştı ve 80 milletvekiliyle Meclis’e girdi. Seçim sonuçları, çözüm süreci sonrası dönemde siyasal dengelerin değiştiğini ve Türkiye’nin koalisyon tartışmalarına girdiğini gösterdi. 7 Haziran seçimi, 1 Kasım 2015 erken seçimlerine giden sürecin başlangıç noktası oldu.

20 Temmuz 2015 – Suruç Katliamı:

Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde, Kobani’ye yardım götürmek üzere bir araya gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerini hedef alan IŞİD’li canlı bomba saldırısında 33 kişi hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Amara Kültür Merkezi bahçesinde gerçekleşen saldırının IŞİD bağlantılı olduğu açıklandı. Katliam, çözüm sürecinin sona erdiği ve yeniden çatışmalı dönemin başladığı en kritik kırılma noktalarından biri oldu. Olay, devletin güvenlik ve istihbarat sorumluluğu tartışmalarını derinleştirdi ve ülkede artan şiddet sarmalının başlangıcı olarak değerlendirildi.

22 Temmuz 2015 – Ceylanpınar Olayı:

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis memuru evlerinde silahla öldürülmüş halde bulundu. Olay, Suruç Katliamı’ndan iki gün sonra gerçekleşti ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Cinayetler, çözüm sürecinin sona erdirilmesine gerekçe gösterilen başlıca gelişmelerden biri oldu. Saldırı ilk aşamada PKK ile ilişkilendirildi; ancak yıllar sonra görülen davalarda sanıklar hakkında beraat kararları verildi. Ceylanpınar olayı, 2015’te başlayan çatışmalı sürecin bir başka kritik kırılma noktalarından biri olarak tarihe geçti. 


Aralık 2025’te yayımlanan yeni bir adli rapor, 2015’te öldürülen iki polisin cinayetinde somut delillerin yeniden incelendiğini ve olayın PKK tarafından gerçekleştirildiği yönündeki varsayımlara şüpheler getirdiğini ortaya koydu. Yeni raporda, olay yerinden alınan bir parmak izinin daha önce ifadesi alınan bir polis memuruna ait olduğu belirlendiği ve bu durumun soruşturmanın seyrini yeniden tartışmaya açtığı bildirildi.

24 Temmuz 2015 – Hava operasyonları başladı

Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarına kapsamlı hava operasyonu başlattı. Aynı saatlerde Türkiye içinde de çok sayıda ilde PKK’ye yönelik gözaltı operasyonları yapıldı. Bu operasyonlar, 2013’ten beri süren “çözüm süreci”nin fiilen sona erdiğinin devlet tarafından ilan edilmesi anlamına geldi.

Temmuz 2015–2016 – Hendek Çatışmaları

Hendek olayları ilk olarak Şırnak’ın Cizre ilçesinde çatışmalı bir biçimde başladı. 4 Eylül 2015’te Cizre’de ilk kapsamlı sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ardından Varto, Sur, Nusaybin, Yüksekova, gibi kentlerde sokağa çıkma yasakları oldu. Ağır silahlar, yıkılan şehirler, yüzlerce sivil ölüm ve büyük zorunlu göç dalgasıyla sonuçlandı. Güvenlik güçlerinin sokağa çıkma yasakları ve kapsamlı operasyonlarıyla süreç, kent merkezlerinde yoğun çatışmalara sahne oldu.

10 Ekim 2015 – Ankara Gar Katliamı

Ankara Garı önünde, Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanan kalabalığı hedef alan IŞİD üyesi iki canlı bomba saldırısında 103 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Türkiye tarihinin en kanlı kitlesel saldırısı olarak kayda geçen patlama, 1 Kasım erken genel seçimleri öncesinde gerçekleşti. Saldırının IŞİD bağlantılı olduğu açıklandı ve olay, güvenlik zafiyetleri ile istihbarat ihmalleri tartışmalarını beraberinde getirdi. Katliam, 2015’te derinleşen çatışmalı sürecin en ağır ve sarsıcı olaylarından biri oldu.

1 Kasım 2015 – Erken Seçim:

7 Haziran 2015 genel seçimlerinde hiçbir partinin tek başına iktidar çoğunluğunu sağlayamaması üzerine, koalisyon görüşmeleri sonuçsuz kaldı. Bunun ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anayasal yetkisini kullanarak seçimlerin yenilenmesine karar verdi. 1 Kasım 2015’te yapılan erken genel seçimlerde AKP, oyların yaklaşık %49,5’ini alarak tek başına iktidar oldu ve 317 milletvekili çıkardı. CHP yaklaşık %25 oyla 134 milletvekili, MHP ise ciddi oy kaybı yaşayarak yaklaşık %11,9 oyla 40 milletvekili kazandı. HDP, %10 barajını aşarak yaklaşık %10,8 oy oranı ile 59 milletvekili ile Meclis’te yer aldı. Seçim sonuçları, 7 Haziran’da kaybedilen tek parti iktidarının yeniden kurulması anlamına geldi. Güvenlikçi söylem belirleyici oldu.

28 Kasım 2015 – Tahir Elçi Katledildi:

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te Sur ilçesinde, Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın açıklamasının ardından çıkan silahlı çatışma sırasında hayatını kaybetti. Elçi, ölümünden yaklaşık bir ay önce, 14 Ekim 2015’te CNN Türk’te katıldığı canlı yayında “PKK terör örgütü değildir, silahlı bir siyasi harekettir” ifadesini kullanmış, bu sözlerin ardından yoğun hedef gösterme ve soruşturmalara maruz kalmıştı. Bu açıklama nedeniyle hakkında “terör propagandası” suçlamasıyla soruşturma açılmış, Elçi kamuoyunda açık biçimde hedef haline getirilmişti. Elçi, öldürüldüğü gün yaptığı basın açıklamasında da Sur’daki çatışmaların ve tarihi mirasın zarar görmesine karşı çağrıda bulunuyordu. Cinayet, ifade özgürlüğü, yargı baskısı ve cezasızlık tartışmalarının simgesel dosyalarından biri olarak hafızalara kazındı.

11 Ocak 2016 – Barış Akademisyenleri Bildirisi

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlığıyla yayımlanan bildiri, aralarında yüzlerce akademisyenin bulunduğu imzacıların, özellikle Kürt illerinde yürütülen operasyonlar ve sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmesi amacıyla kamuoyuna duyuruldu. Bildiride, devletin yürüttüğü güvenlik politikaları eleştirildi ve barışçıl çözüm çağrısı yapıldı. Metnin yayımlanmasının ardından akademisyenler yoğun biçimde hedef gösterildi ve haklarında soruşturmalar açıldı. Gözaltılar, ihraçlar ve üniversitelerden uzaklaştırmalar yaşandı. Barış Akademisyenleri bildirisi, ifade özgürlüğü ve akademik özerklik tartışmalarının simgesel olaylarından biri haline geldi. Önce 1128 daha sonra ise 2212 kişi bu metni imzaladı.

Bildiri tam metni şöyle:

“Barış için Akademisyenler” tarafından yapılan açıklamanın tam metni şöyle:

Bu suça ortak olmayacağız! Em ê nebin hevparên vî sûcî!

Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!

Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve  Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz.”

12 Ocak 2016 – Sultanahmet Meydanı Saldırısı:

İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda, çoğunluğu turist olan bir grubu hedef alan canlı bomba saldırısında 10 kişi hayatını kaybetti. Saldırının IŞİD bağlantılı olduğu açıklandı. Olay, Türkiye’nin turistik ve sembolik mekânlarının da hedef haline geldiğini gösterdi ve güvenlik endişelerini daha da artırdı.

17 Şubat 2016 – Ankara Merasim Sokak Saldırısı:

Ankara’da askeri personeli taşıyan servis araçlarını hedef alan bombalı saldırıda 29 kişi yaşamını yitirdi. Saldırı, başkentte ve devletin güvenlik merkezlerinde dahi büyük zafiyetler yaşandığı tartışmalarını gündeme getirdi. Olay sonrası güvenlik politikaları daha da sertleştirildi.

13 Mart 2016 – Ankara Kızılay Patlaması:

Ankara’nın en merkezi noktalarından biri olan Kızılay’da sivilleri hedef alan bombalı saldırıda 37 kişi hayatını kaybetti. Saldırı, büyükşehirlerde günlük yaşamın doğrudan hedef haline geldiğini gösterdi. Toplumsal korku ve olağanüstü güvenlik atmosferi derinleşti.

18 Mart 2016 – AB–Türkiye Mülteci Anlaşması:

Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki mülteci mutabakatı 18 Mart 2016 tarihinde Brüksel’de yapılan AB Zirvesi’nde kabul edildi. Anlaşmaya göre, Türkiye üzerinden Yunan adalarına geçen düzensiz göçmenlerin Türkiye’ye iade edilmesi, buna karşılık her geri gönderilen Suriyeli için Türkiye’den bir Suriyelinin AB ülkelerine yerleştirilmesi kararlaştırıldı. AB, Türkiye’ye mülteciler için 6 milyar avro mali destek, vize serbestisi sürecinin hızlandırılması ve üyelik müzakerelerinde bazı fasılların açılması sözü verdi. Mutabakat, göç geçişlerini ciddi biçimde azaltırken, insan hakları ve hukuki sorumluluklar açısından uzun süre tartışma konusu oldu.

20 Mayıs 2016 – Milletvekili Dokunulmazlıkları Kaldırıldı:

Meclis’te kabul edilen anayasa değişikliğiyle çok sayıda milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı. En fazla etkilenen parti HDP oldu. Karar, siyasal alanın daraltılması ve muhalefetin kriminalize edilmesi tartışmalarını beraberinde getirdi. Bu adım, HDP’ye yönelik artan siyasi ve adli baskının meclis kanalıyla pekiştirilmesi olarak yorumlandı.

15 Temmuz 2016 – Darbe Girişimi

Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup asker tarafından hükümeti devirmeye yönelik bir darbe girişimi gerçekleştirildi. Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok kentte köprüler kapatıldı, Meclis ve emniyet birimleri bombalandı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla halk sokaklara çıktı. Girişim sırasında 251 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı; darbe girişimi bastırıldı. Hükümet, girişimin arkasında Fethullah Gülen yapılanmasının bulunduğunu açıkladı. 15 Temmuz, kısa süre sonra ilan edilen OHAL ve kapsamlı tasfiyelerle birlikte Türkiye’de siyasal rejimin köklü biçimde değiştiği bir dönemin başlangıcı oldu.

20 Temmuz 2016 OHAL:

OHAL ilan edildi (2 yıl sürdü). 150 binden fazla kamu çalışanı ihraç edildi. Medya kuruluşları kapatıldı. Akademisyenler, gazeteciler hedef alındı.

16 Ağustos 2016 – Özgür Gündem kapatıldı

Sorumlu Yazı İşleri Müdürü ve çok sayıda gazeteci tutuklandı. Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” yapan aydınlar yargılandı.

24 Ağustos 2016 – Fırat Kalkanı Harekâtı:

 Türk ordusu ve desteklediği Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Ağustos’ta askeri bir operasyon başlattı. Yıl sonu itibariyle, Cerablus-Azez arasındaki 90 kilometrelik bölge ile El Bab’a kadar güneye doğru 45 kilometrelik alana girdi. Türk Silahlı Kuvvetleri, ÖSO bileşenleriyle birlikte Suriye’nin kuzeyinde IŞİD ve YPG’ye karşı operasyon yürüttü. Hedefler arasında Cerablus, El Bab ve çevresi yer aldı. Harekât, Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak ve Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt koridoru oluşmasını engellemek amacıyla gerçekleştirildi. Operasyonun resmen sona erdiği tarih 29 Mart 2017 olarak açıklandı.

1 Eylül 2016 – 674 Sayılı KHK ve Belediyelere Kayyım Yetkisi

1 Eylül 2016 tarihinde yayımlanan 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile, terör soruşturması veya kovuşturması kapsamında görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarının yerine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyım atanmasının önü açıldı. Düzenleme, olağanüstü hal yetkileri kapsamında çıkarıldı ve yerel yönetimlere merkezi idarenin doğrudan müdahalesini mümkün kıldı.

11-12 Eylül 2016 – HDP’li Belediyelere Dönük Kayyım:

2016 OHAL dönemiyle birlikte resmî olarak başladı. Buna ilişkin ilk uygulamalar 11–12 Eylül 2016 tarihlerinde yapıldı. Bu tarihte DBP/HDP’li belediye başkanlarının görevlerinden alınmasıyla birlikte kayyımlar atanmaya başladı. Bu adımlar, 15 Temmuz 2016 sonrası ilan edilen OHAL ve 674 sayılı KHK ile mümkün hale getirildi. Bu tarihsel başlangıçla birlikte 2016–2019 yılları arasında toplamda yüzlerce belediyede seçilmiş başkanlar görevden alındı ve yerlerine kayyım atandı. Bu uygulama, yerel demokrasi ve seçilmiş irade tartışmalarının en önemli odak noktalarından biri oldu.

İlk etapta 28 belediyeye kayyım atandı.

4 Kasım 2016 – HDP Operasyonu

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik eş zamanlı operasyonlarda aralarında Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu çok sayıda milletvekili gözaltına alındı ve tutuklandı. Operasyonlar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL koşullarında ve dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından gerçekleştirildi. Tutuklamalar, Meclis’te temsil edilen üçüncü büyük partinin fiilen etkisizleştirilmesi olarak yorumlandı. Bu gelişme, muhalefete yönelik baskıların kurumsallaştığı ve siyasal alanın ciddi biçimde daraltıldığı bir kırılma noktası olarak değerlendirildi.

16 Nisan 2017 – Cumhurbaşkanlığı Referandumu:

Anayasa referandumu ile Türkiye’de parlamenter sistemden “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne geçişi öngören değişiklikler oylamaya sunuldu. Referandum, OHAL koşulları altında ve yoğun eşitsizlik tartışmaları eşliğinde gerçekleştirildi. Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçerli sayma kararı, sonuçlara yönelik meşruiyet tartışmalarını derinleştirdi. Resmî sonuçlara göre referandum %51,4 “Evet” oyuyla kabul edildi. 16 Nisan, yürütme yetkisinin tek elde toplandığı yeni bir siyasal rejimin kurumsallaştığı dönüm noktası olarak değerlendirildi. Muhalefet cephesinde CHP, HDP ve MHP içindeki muhalif kanat “Hayır” kampanyası yürüttü. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aktif biçimde sahadaydı. HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ise tutuklu oldukları için kampanyaya fiilen katılamadı; bu durum referandumun en önemli eşitsizlik başlıklarından biri oldu.

18 Ekim 2017 – Osman Kavala’nın Tutuklanması:

İş insanı ve hak savunucusu Osman Kavala, 18 Ekim 2017’de Gaziantep’te gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Kavala, Gezi Parkı eylemlerini organize etmek ve hükümeti devirmeye teşebbüs etmek suçlamalarıyla cezaevine konuldu. Tutuklama, sivil toplumun kriminalize edilmesi ve yargının siyasal amaçlarla kullanıldığı yönünde geniş eleştirilere yol açtı. Osman Kavala dosyası, ilerleyen yıllarda AİHM’in ihlal kararlarına rağmen tahliye edilmemesi nedeniyle Türkiye’de hukukun üstünlüğü tartışmalarının simgesel davalarından biri haline geldi.

24 Haziran 2018 – Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri:

16 Nisan 2017 referandumu ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulandığı ilk seçim oldu. Seçimler OHAL koşulları altında gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanlığı yarışında Recep Tayyip Erdoğan ilk turda yaklaşık %52,6 oy alarak cumhurbaşkanı seçildi. Muhalefetin ortak adayı Muharrem İnce yaklaşık %30,6 oy aldı; Selahattin Demirtaş ise cezaevinde yürüttüğü kampanyaya rağmen yaklaşık %8,4 oy aldı. Aynı gün yapılan milletvekili seçimlerinde AKP–MHP ittifakı Meclis çoğunluğunu sağladı ve Türkiye’de yürütme ile yasama gücünün büyük ölçüde tek merkezde toplandığı yeni dönem resmen başladı.

31 Mart 2019 – Yerel Seçimleri:

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde iktidar, özellikle büyükşehirlerde ciddi oy kaybı yaşadı. İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya muhalefete geçti. Seçimler, uzun yıllar sonra iktidarın seçim yoluyla önemli bir siyasal gerileme yaşadığı moment olarak kayda geçti.

6 Mayıs 2019 – İstanbul Seçimlerinin İptali:

Yüksek Seçim Kurulu, Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal etti. Karar, seçim güvenliği ve demokrasi tartışmalarını derinleştirdi ve geniş toplumsal tepkiye yol açtı.

23 Haziran 2019 – İstanbul Seçiminin Yenilenmesi:

Yenilenen seçimde Ekrem İmamoğlu, farkı açarak yeniden kazandı. Sonuç, iktidarın müdahalesine rağmen seçmen iradesinin belirleyici olduğu yönünde güçlü bir siyasal mesaj olarak yorumlandı.

2019 – HDP’li Belediyelere Yeni Kayyım Atamaları:

Yerel seçimlerde kazanılan birçok HDP’li belediyeye kısa süre içinde yeniden kayyım atandı. Uygulama, yerel demokrasi ve seçilmiş irade tartışmalarını sürdürdü. İlk etapta 24 HDP’li belediyeye kayyım atandı.

20 Aralık 2020 – AİHM Demirtaş kararı:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 22 Aralık 2020’de verdiği Büyük Daire kararıyla, HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetti. Mahkeme, Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi saiklerle sürdürüldüğünü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük, adil yargılanma ve siyasal faaliyet haklarının ihlal edildiğini belirtti. Kararda, tutuklamanın muhalefeti bastırma amacına hizmet ettiği vurgulandı. Türkiye ise kararı uygulamadı ve Demirtaş farklı dosyalar gerekçe gösterilerek cezaevinde tutulmaya devam edildi. Bu durum, Türkiye’nin AİHM kararlarına uyumu ve hukuk devleti ilkesi etrafındaki tartışmaları daha da derinleştirdi.

17 Mart 2021 HDP’ye kapatma davası

 Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP’nin kapatılması için dava açtı. Dava Anayasa Mahkemesi’nde kabul edildi.

17 Nisan 2022 – Pençe-Kilit Operasyonu’nun Başlatılması:

Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın kuzeyindeki Metina, Zap ve Avaşin-Basyan bölgelerine yönelik Pençe-Kilit Operasyonu’nu başlattı.

14 Mayıs 2023 – Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri

2023 Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 14 Mayıs’ta yapılan ilk tur ve 28 Mayıs’taki ikinci tur olmak üzere iki aşamada gerçekleşti ve seçimler aynı gün yapılan milletvekili seçimleriyle birlikte yürütüldü. Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve ATA İttifakı’nın adayı Sinan Oğan yarıştı. İlk turda Erdoğan yaklaşık %49,5, Kılıçdaroğlu %44,9, Sinan Oğan ise %5,7 oy aldı ve hiçbir aday %50’yi aşamadığı için seçim ikinci tura kaldı. İkinci turda Erdoğan yaklaşık %52,2 oyla yeniden cumhurbaşkanı seçilirken, Kılıçdaroğlu %47,8 oy aldı.

14 Mayıs 2023’te yapılan Milletvekili Genel Seçimleri sonucunda TBMM’de çoğunluk Cumhur İttifakı tarafından elde edildi. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) yaklaşık %35,6 oy alarak 268 milletvekili, MHP yaklaşık %10,1 oyla 50 milletvekili, Yeniden Refah Partisi 5, BBP ise 1 milletvekili çıkardı. Millet İttifakı cephesinde CHP yaklaşık %25,3 oyla 169 milletvekili, İYİ Parti %9,7 oyla 43 milletvekili kazandı; Saadet, DEVA ve Gelecek Partileri CHP listelerinden Meclis’e girdi. Yeşil Sol Parti (HDP) yaklaşık %8,8 oyla 61 milletvekili elde ederken, TİP’ten 4 milletvekili seçildi. Bu sonuçlarla Cumhur İttifakı TBMM’de çoğunluğu sağladı ve yasama organı yürütmeyle uyumlu bir şekilde şekillendi. Muhalefet ise Meclis aritmetiğinin cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu öncesinde psikolojik üstünlüğü iktidara verdiğini savundu.

31 Mart 2024 – Yerel Seçimler:

Türkiye’de 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimler, iktidar açısından önemli bir siyasal kırılma yarattı. CHP, İstanbul, Ankara ve İzmir’i korumanın yanı sıra Bursa, Balıkesir, Manisa gibi birçok büyükşehir ve il belediyesini kazanarak birinci parti konumuna yükseldi. AKP, ilk kez ülke genelinde ikinci parti olurken, özellikle büyük kentlerde ciddi oy kayıpları yaşadı. DEM Parti, kayyım uygulamalarına rağmen Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da birçok belediyeyi yeniden kazandı. Seçim sonuçları, ekonomik kriz, hayat pahalılığı ve merkezi yönetimin politikalarına yönelik toplumsal tepkinin sandığa güçlü biçimde yansıdığı bir dönüm noktası olarak değerlendirildi.

22 Ekim 2024 – Bahçeli’nin Çıkışı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ın Meclis’te konuşması gerektiğine dair açıklaması, 2015 sonrası güvenlikçi paradigmanın sorgulanmaya başladığı bir döneme işaret etti.

27 Şubat 2025 – Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı

Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıda silahlı mücadelenin sona erdirilmesi ve demokratik siyasete geçilmesi gerektiği vurgulandı. Açıklama sonrası PKK yönetimi ateşkes ilan ettiğini duyurdu. Bu gelişme, on yıl sonra yeniden bir siyasal çözüm ihtimalinin tartışılmaya başlandığını gösterdi.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir